Karstik Yer Şekilleri: Aşınma-Çözünme şekilleri (Ders Notu)

Karstik şekiller sistematik olarak aşağıdaki gibi incelenir:

A – AŞINMA-ÇÖZÜNME ŞEKİLLERİ

I – YÜZEY ŞEKİLLERİ : Bu tür şekillerin oluşturduğu karsta yüzey karstı adı verilmektedir. Bu karst şu şekillerden oluşmaktadır ;

1- Lapya

2- Dolin

3- Uvala

4- Obruk

5- Polye

II -YERALTI DRENAJINA BAĞLI OLUŞMUŞ ŞEKİLLER

1-  Kuru , kör ve çıkmaz vadiler

2-  Karstik tüneller ve köprüler

3-  Mağaralar

B – BİRİKİM ŞEKİLLERİ

1- Travertenler

2- Traverten konileri

3- Sarkıt ve dikitler

4- Kaliş ve Terra rosa

4.1. Çözünme-Aşınma Şekilleri

4.1.1.Yüzey Şekilleri

Lapya

Karstik sahalarda en yaygın şekilde rastlanan şekiller lapyalardır. Bunlar çok büyük şekiller değildir. Bir bakıma bunlar mikro topoğrafya şekilleridir. Uzunlukları ve derinlikleri birkaç cm. ile birkaç m. arasında değişir. Bunlar geliştikleri yüzeyde çok sayıda ortaya çıkarlar ve adeta yüzeyin pürüzlü bir görünüm almasını sağlarlar. Bir yerde lapyalar çok iyi gelişmişse böyle arazilerde dolaşmak oldukça zordur. Ülkemizde birçok yerde bu arazilere çapır arazi denilmektedir. İzbırak böyle araziler için “piyade dahi mürur edemez” tabirini kullanmaktadır. Orta ve Batı Toroslar’da bu tür arazilere çok rastlanır.

Bunlar en yaygın görünüşleri ile adeta küçük veya minyatür sel yarıntılarına benzerler. Bununla birlikte oluk biçimli veya derine inen küçük borular şeklinde olanlarına da rastlanır. Yani lapyalar çok değişik görünümlerde ortaya çıkarlar.

Ergani (Diyarbakır) çevresinde lapyalar.

Lapyaların oluşumunda kayacın erime derecesi (saflığı), geçirimliliği, diaklazlarla parçalanmış olup olmadığı ve diaklaz sisteminin yönü önemlidir. Şöyle ki, eğimin az olduğu yerlerde lapya çukurlukları dikey yönde gelişmiş borular veya çukurluklar halindedir. Buna karşılık eğimin nispeten fazla olduğu yüzeylerde ise suyun hareketi ön plana çıkacağından kanal veya oluk biçimli lapyalar daha fazla gelişir.

Diaklazların gelişmesi ve yönü de lapyaların oluşumları esnasında önemli rol oynar. Lapyalar diaklaz sistemleri , hatta fay çizgileri ve bu arada tabakalaşma yüzeylerine de büyük bağımlılık gösterirler. Çünkü bu zayıf direnç hatlarında toplanan suyun eritmesine bağlı olarak oluşan lapyalar arazide bir çizgisellik gösterirler.

Kayanın erime derecesi, saflığı ve geçirimliliğinin azlığı da lapya oluşumunda önemlidir. Lapyalar özellikle dayanıklı saf kalkerler üzerinde iyi gelişirler. Çünkü kayacın bu tür özellikte olması lapyaların uzun süre korunmasını sağlar. Örneğin Batı Toroslar’daki Jura yaşlı kalkerler bu özelliği taşımaktadır. Diğer eriyebilen kayaçlar üzerinde de lapyalara rastlanır. Ama onlar üzerinde çok iyi geliştikleri söylenemez. Şöyle ki, tebeşir, geçirimli olduğundan dolayı üzerinde iyi lapya gelişimine yer vermez. Jipsler üzerinde de lapyalar görülür ama fazla karakteristik değillerdir.

Lapyaların oluşumunda ayrıca iklim ve bitki örtüsünün de önemli rolü vardır. Örneğin tropikal bölgelerde fazla erime nedeniyle lapyalar ya çok tipik olarak görülmezler veya görülseler bile boyutları çok büyüktür. Yüksek dağlık sahalardaki soğuk alanlarda lapyalar özellikle kar birikiminin olduğu yerlerde iyi gelişirler.

Toprak ve bitki örtüsü ayrıca lapyaların yüzeyde veya bu örtülerin altında gelişmesi şeklinde etkili olur. Örtülü karst ve açık karst terimi daha çok lapyalar için geçerlidir. Çıplak karstda kanalcıklı ve oluklu lapyalar ön plandadır. Örtülü karstda ise daha çok delikli lapya denilen şekiller ön plana çıkar.

Lapya Çeşitleri:

Lapyaların oluşumunda çeşitli faktörler rol oynar. Oluşumlarına göre lapyalar çeşitli gruplara ayrılabilir. Çeşitli araştırmacılar bunları değişik sınıflandırmalara tabi tutmuşlardır. Daha fazla ilgi gören sınıflandırma Bögli’nin yaptığı sınıflandırmadır. Bögli lapyaları 3 grup altında toplamıştır:

1. Serbest lapyalar

2.Yarı serbest lapyalar

3.Örtülü lapyalar

Serbest Lapyalar: Yüzeyde toprak tabakasının bulunmadığı suların kalker üzerinde serbestçe akmalarına bağlı olarak oluşmuş lapyalar grubudur. Yoğun bir bitki örtüsünün görülmediği alanlarda dikkati çekerler. Yani çıplak karstın geliştiği alanlarda görülen lapyalardır. Bu lapyaların en güzel örneklerini oluklu lapyalar ve kanalcıklı lapyalar oluşturur. Oluklu lapyalar (V profilli) kanalcıklı lapyalara göre daha geniştir. Bu iki tipin dışında menderesli lapyalarla , delikli lapyalar da serbest lapyalar içinde yer alırlar.

Yarı Serbest Lapyalar: Yarı serbest lapyalar, serbest lapyalarla örtülü lapyalar arasında bir geçiş özelliği göster. Yani yüzey ne tamamen çıplaktır ne de anakaya üzerinde çok kalın bir örtü vardır. Bunların da yaygın iki tipi vardır; kamenitsa ve oyuklu lapyalar. Kamenitsa şekil olarak adeta tencere veya kazana benzeyen lapyalardır. Oyuklu lapyalar ise bir bakıma toprak örtüsü altında gelişmiş kanalcıklı lapyalardır

Örtülü lapyalar: Yoğun bir bitki ve kalın bir toprak örtüsü altında gelişirler. Bunların oluşumunda özellikle bitki kökleri etkilidir. Bundan dolayı tropikal bölgelerde daha çok görülürler. Ülkemizde en çok serbest lapyalar görülüyor. Bunların örnekleri ise yuvarlak ve oluklu lapyalardır.

20191006_115200

Şekil 8: Ergani-Hilar (Diyarbakır) çevresinde lapyalar (Fotoğraf:Sabri Karadoğan).

Dolin

Dolin, karstik alanlarda görülen çukurluklardır. Slavca bir kelime olup vadi anlamına gelir. Ülkemizde ise bunlara kokurdan, koyak, tava gibi adlar verilmektedir. Koyak kelimesi daha çok Sivas çevresinde kullanılmakta ve jips kayacı üzerinde gelişen dolinlere denilmektedir. Orta Toroslar’da ise kokurdan tabiri kullanılmaktadır. Bu terim belirtilen sahada erimeyle meydana gelmiş genellikle küçük boyuttaki kapalı çukurlukları ifade etmektedir.

Bu çukurlukların boyutları önemlidir ve derinlik ile çapları değişkendir. Şöyle ki, bazılarının çapı ve derinliği ancak 1 metreyi bulur. Bu boyutta olan dolinlerden arazide binlercesi bir arada bulunabilir. Büyük olan dolinlerin ise çapları 200 metreyi geçmekte ve derinlikleri de aynı oranda artabilmektedir.

Dolinler aslında kapalı çukurluklar olmasına karşılık, tümü son durumlarıyla mutlaka bir kapalılığı ifade etmeyebilirler. Yani oluştukları zaman kapalıdırlar. Fakat daha sonra akarsular tarafından kapılıp yarılarak dış drenaja açılır, böylece özellikleri bozulur ve yarı kapalı bir durum alabilirler.

Dolinlerin şekilleri çok değişken bir özellik gösterir. Bir diğer ifadeyle, dolinler için karakteristik bir şekilden bahsedemeyiz. Bazıları kazan biçiminde, bazıları huni biçiminde, bazıları ise silindire benzeyen bir kuyu biçiminde olabilmektedir.

Dolinler arazide çok sayıda bulunursa arazi sanki delik deşik olmuş bir görünüm sunar. Bu şekildeki arazilere delikli karst (cookpit ) denilmektedir.

Dolin çeşitleri

Dolinlerin bu biçimde değişik şekillerde görülmelerinin nedeni erimeye bağlı olarak meydana gelmeleridir. Yani Çözünmeden dolayı gayri muntazam bir gelişme gösterirler.

Dolinler meydana gelişlerine göre ikiye ayrılırlar;

1. Çözünme dolinleri

2. Çökme dolinleri

Çözünme dolinleri : Daha çok yüzeydeki çözünme sonucu oluşan dolinlerdir. Çökme dolinleri ise yer yer yüzeyde görülmekle beraber esas oluşum itibarıyla yer altında gerçekleşen erimeye bağlı olarak ortaya çıkarlar. Çözünme dolinlerinin oluşumunda tabakaların konumlarında herhangi bir değişiklik olmaz. Ayrıca yapıyı oluşturan kalkerlerin de muhakkak tabakalı olması gerekmez, masif olabilir. İşte böyle bir yapı içerisinde daha çok diaklaz, çatlak gibi zayıf direnç hatlarından sızan suların anakayayı eritmesi sonucunda yüzeyde bir çukurluk oluşur. Erimenin ilerlemesiyle dolinin boyutu büyür.

Çözünmeden arda kalan materyal (kil) tabanda birikir. Böylece dolinlerin tabanında bir toprak tabakası oluşur. İşte bu Çözünme artığı maddelerden oluşan materyale terra-rossa olarak da bilinen kırmızı topraklar denilir. Kırmızı renkli kilden oluşan bu topraklar dolinlerin tabanındaki diaklaz-çatlak sistemlerinin içine dolarak suyun aşağıya sızmasını engeller. Bunun sonucunda dolin tabanlarında sular birikerek geçici veya sürekli göller oluşabilir.

Dolin tabanları ister göl bulunsun ister bulunmasın sürekli nemli bir özellik gösterir. Çünkü killi bir yapıya sahip olan tesra rossa toprakları bünyesinde suyu tutuklarından sürekli nemlidir. Bunun sonucu terra rossanın bulunduğu dolin tabanları genellikle sürekli yeşil bir bitki topluluğuyla dikkat çekerler. Terra Rossa toprakları lateritlerle çok benzerlik gösterirler. Diğer taraftan, tabanındaki bu topraklar nedeniyle dolinler karstik sahalarda tarımın yapıldığı nadir arazilere karşılık gelir. Örneğin Orta Toroslar’da tarım arazileri çok az olduğundan hayvancılık ön plandadır.

Toroslarda bir çözünme dolini.

Çöküntü dolinleri: Kuyu veya silindir biçimli olan dolinler genellikle çökme olayı sonucunda meydana gelmiş olan dolinlerdir. Bunlarda derinliğin genişliklerinden büyük fazla olması çökme sonucu oluştuğunu gösterir. Aslında bunların oluşumunda da asıl faktör çözünmedir. Fakat erimenin yer altında gerçekleşmesi, bu olay sonucunda yer altı mağaralarının, galerilerinin meydana gelmesi ve sonuçta bunların tavanlarının çökmesi sonucunda oluşması ile erime dolinlerinden ayrılırlar.

İşte bu çökmeye bağlı olarak şekil itibarıyla erime dolinlerine göre daha derin, daha dik kenarlı bir görünüm sunarlar. Bunların erime dolinlerinden bir diğer farkı ise, taban bölümlerinde erime artığı malzemeden çok çökmeye bağlı veya eski mağaranın çökmüş tavanına ait bloklar ve kayalara rastlanmasıdır. Dolayısıyla bunların tabanları tarım alanı olarak kullanılamaz.

Diyarbakır-Bismil çevresinde çökme obruğu, Kız gölü.

H:\çalışmalar\2018\garzan2018\foto\image1d.jpgKurtalan kuzeybatısında Jips karstı ve tektonizmaya bağlı olarak oluşmuş Azıklı (Bastıkan) örtü kayası çökme dolini (Fotoğraf:Sabri Karadoğan).

Uvala

Dolinlerin birleşmesiyle meydana gelmiş daha büyük karstik depresyonlardır. Bir uvala en az bir kaç dolinin birleşmesiyle oluşur. Bu birleşme dolinler arasındaki sırtların erimeye bağlı olarak geriletilmesi ve ortadan kalkmasıyla gerçekleşir.

Meydana gelen uvala az veya çok önceki dolinlerin şekillerini gösterir. Dolayısıyla şekil olarak uvalada da bir düzensizlik söz konusudur. Uvalalar en iyi şekilde karstik vadiler boyunca gelişme imkanı bulurlar. Bu nedenle uvalalara vadiler içinde daha çok rastlanır.

Uvalaların gelişimi

savur-gercüş-hasankeyf 045

Mardin Platosu’nda uvalalar.

Düden

Karstik çözünme veya çökme olayları sonucu meydana gelen kuyular olarak tanımlanan düdenlerin genişlik ve derinlikleri bir metre ile birkaç yüz metre arasında değişir. Düden tabanları yer altı akarsu yataklarıyla mağara ve galerilere bağlı bulunurlar. Özellikle polye gibi geniş karstik depresyonlarda bulunan düdenler yüzey sularını yutarak, yeraltına geçirirler. Bu nedenle bunlara “subatan” ismi de verilir. Yeraltı su seviyesinin veya su tablasının yüksek olduğu devrelerde ise, bazı düdenler bol debili karstik kaynakları meydana getirir. Bunlara da “suçıkan” adı verilir

DSC_0142

Çermik Çüngüş (Diyarbakır) arasında Yeniköy polyesi tabanında yer alan düden (Fotoğraf:Berzan Dindaroğlu).

Obruk

Obruk terimi Türkçe bir terimdir. Batı literatüründeki karşılığı ise Aven ve Jama’dır. Obruklar görünüşleri itibarıyla bir bacayı veya bir kuyuyu andıran çukurluklardır. Bazılarının içinde su bulunmakta, bu durumda obruk göllerinden söz edilmektedir. Bu göllerde taban suyu veya yeraltı suyuna bağlı olarak su birikir. Bazılarının içinde ise su bulunmayıp kurudur.

Obruklar ülkemizde en fazla Aksaray Konya arasındaki Obruk Platosu’nda görülür. Bu plato üzerinde Kızören obruğundan başka Çıralı deniz, Kuru obruk gibi obruklar bulunmaktadır. Konya ovasının güneyindeki Timraş obruğu da önemli obruklarımızdandır. Ayrıca Mersin -Silifke arasında da Cennet ve Cehennem obrukları görülür.

Obruklar çökme dolinlerine şekil olarak çok benzerler. Fakat, oluşum ve şekil unsurları itibariyle onlardan ayrılırlar. Oluşum itibariyle bakıldığında, çökme dolinleri yer altındaki mağaraların çökmesi sonucunda meydan gelmiş olmalarına karşılık, obruklar bu duruma ek olarak yüzeydeki erime ile de oluşmuşlardır. Obrukların karakteristik şekilleri, daha önce bunlar üzerinde araştırma yapan bilim adamlarının değişik görüşler ileri sürmelerine yol açmıştır. Bununla birlikte, obrukların şekil unsurları, bunların hem yüzey erimesi hem de yeraltı mağara sisteminin çökmesiyle oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bu şekil unsurları, obrukların üç ayrı kısımdan oluştuklarını göstermektedir:

1- En üstte hafifçe iç bükey (konkav) üst yamaç

2- Çok dik ve konkav alt yamaç

3- Orta bölümde bunları birbirine birleştiren dış bükey (konveks) orta yamaç

Obrukların derinlikleri yer yer 100 metreyi bulmakta hatta aşmaktadır. Çaplarının da buna yakın bir değer gösterdiğini belirtebiliriz. Çok iyi incelenmiş olan Obruk Platosu’ndaki Kızören obruğunun çapı 228 metre, derinliği ise aşağı yukarı 180 metre civarında bir değer gösterir. Kızören obruğu karakteristik şeklinin yanı sıra içindeki büyük gölüyle de meşhurdur. Gölün derinliği 140 metreyi bulmaktadır. Göl içinde yaklaşık 5.7 milyon m3 su bulunmaktadır. Kızören köyü çevresinde bu göle kurulan pompa istasyonuyla suluma yapılmaktadır.

Kızören Obruğu.

Obruk platosunun dışında Mersin ve Silifke arasında Silifke doğusunda Cennet ve Cehennem Obrukları vardır. Kıyıdan 2-3 km içeride yer alır.

Cehennem obruğu çok dik yamaçlı olup içerisine inilememektedir. Derinliği 60-70 metre civarındadır.

Cennet obruğu ise ilginç özellikleriyle dikkati çeker. İçi ağaçlarla kaplıdır. Ayrıca çukurluğun tabanının güney kenarından itibaren bir mağara geçilir. Mağaranın bitiği yerde belirgin bir yer altı nehrinin akış sesi duyulur. Bu nehir ilkbahar dönemlerinde bazen kabararak mağaranın tabanında küçük bir göl oluşturur. Bu yeraltı nehri sahilde Narlı Kuyu denilen yerde deniz içinde fıskiyeler yaparak yüzeye çıkmaktadır.

Silifke civarında cennet Obruğu.

Polye (Gölova)

Sırpça bir kelimedir. Tarla anlamına gelir. Polyeler uvalalara göre çok daha büyük şekillerdir. En ve boyları kilometrelerle ifade edilir. Ülkemizde de görülen bazı polyelerin (Elmalı polyesi, Muğla polyesi gibi) boyu 40-50 km.yi bulabilir. Bu polyeler erimenin yanı sıra tektonik hatlara bağlı olarak şekillenmiştir. Kırık hatları polyenin iki tarafında bulunabildiği gibi sadece tek tarafında olabilir. Bu tip polyelere Tektono- karstik ovalar denilmektedir.

Kuşkusuz bütün polyeler aynı boyutta değildir. Tamamen erimeye bağlı oluşan polyeler nispeten küçüktür. Bunlar uvalaların birleşmesiyle oluşmuş polyeler olup, boyutları ancak 3-4 km. kadardır. Bu tip polyeler için ise sadece karstik ova terimi kullanılmaktadır.

Karstik bir platoda başlıca karst şekilleri U:Uvala, Do: Dolin, M: mağara, Dü Düden, A:Aven, V:vadi, K: karst kaynağı, H:hum, Y:yer altı suyu, S: yer altı taban seviyesi (İ.Yalçınlar’dan).

Bir polyenin şematik çizimi

Polyelerin Özellikleri:

1- Çevrelerindeki yüksek alanlardan 200-300 metrelik yamaçlarla ayrılmakta olup bu yamaçlar da genellikle dik bir özellik gösterir.

2- Tabanları çevreden gelmiş ama çoğunlukla erime artığı ürünlerden oluşan bir alüvyonla kaplıdır.

3- Bu oluşuma bağlı olarak tabanları oldukça düzdür.

4-Düz oluşları ve alüvyal bir tabana sahip bulunmaları buraların, karstik sahalardaki önemli tarım ve yerleşme alanları olmasını sağlar.

5- Buralardaki yerleşmelerin birçoğu en az ilçe büyüklüğünde olup, polyeler o yerleşmenin adıyla bilinir. Örneğin Muğla polyesi, Korkuteli ve Elmalı (Antalya) polyeleri, Ergani (Diyarbakır) polyesi gibi.

6- Polyelerin tabanı genellikle bir akarsu tarafından katedilir. Fakat bu akarsular çoğunlukla, polyenin tabanı veya kenarında bulanan mağara ağızlarından yeraltı drenajına geçerler. İşte bu mağara ağızlarına Düden, ponor, subatangibiisimlerverilmektedir.

Bazen düdenlerin tıkanması sonucu polye tabanları geçici veya sürekli göllerle kaplanabilir. Eğirdir Gölü bu şekilde oluşmuştur.

8- Genel olarak tabanlarında bataklıklara veya birkaç küçük göle rastlanabilir. Örneğin, Elmalı polyesinin tabanında bugün kurutulmuş olmakla birlikte Avlan ve Karagöl gibi göller bulunmaktadır. Konya güneyindeki Suğla Gölü, Suğla polyesinin bir kısmının kaplanmasıyla oluşmuş bir göldür. Bu gölün alanı her yıl değişmektedir.

Polyelerin Oluşumları:

Polyelerin meydan gelmesinde şüphesiz karstlaşma önemli rol oynamıştır. Bununla birlikte oluşumun nasıl meydana geldiği konusunda değişik görüşler vardır.

1. Görüş: Grund ve De Martonne gibi eski araştırıcılar tarafından ileri sürülmüştür. Oldukça basit bir görüştür. Bunlara göre polyeler, Davis’in aşınım devresi teorisine göre, karst gelişim devresinin son safhasını temsil etmekte olup, dolin ve uvalaların erimeye bağlı olarak büyüyüp genişlemeleri ve birbirleriyle birleşmeleri sonucunda meydana gelmiştir.

Bu görüş aslında fazla büyük olmayan polyeler için bugün de geçerlidir. Fakat bu görüşle bütün polyelerin oluşumu açıklanamaz.

2. Görüş: II. Dünya savaşından sonra ortaya atılmış bir görüştür. Buna göre polyelerin , özellikle büyük polyelerin meydana gelmesi sadece karst aşınım devresiyle açıklanamaz. Nitekim bir çok yerde polyeler tektonik hatlara bağımlılık gösterirler. Dolayısıyla , bunların meydana gelişinde karstlaşmanın yanı sıra tektonik hareketler de önemli rol oynamıştır.

3. Görüş: Karst kenar ovalarının gelişimi teorisi de denilen bu teori 2. teorideki görüşlere ilaveten bazı gelişmelerin ortaya konulmasıyla açıklanmaktadır.

Bu teoriye göre polyelerin kenarındaki yamaç eğimlerinin çok dik olması, mağaraların bulunması ve diğer çökme şekilleri, depresyonu çevreleyen bu yamaçlarda erime ve çökme olaylarının ortak etkisiyle gerilemenin olduğunu göstermektedir. İşte bu gelişim karst kenar ovalarının gelişimidir.

Burada, zaman zaman polye tabanını kaplayan göllerin veya akarsuyun taşkın sularının yamaçları dipten aşındırması veya eritmesiyle altı oyulan yamaçların çökerek bir falez biçiminde gerilmesi, dolayısıyla yeni kalkerler üzerinde uzanan düzlüklerin polyeye eklenmesi durumu söz konusudur. Polye tabanlarında karstlaşmanın olduğunu gösteren ve Hum (= Musor, Pepino hill) denilen erime artığı tepelere sıkça rastlanır. Ülkemizde de Pleistosenin nemli , ılık dönemlerinde bu şekildeki karst kenar ovaları gelişim göstermiştir.

Türkiyenin Önemli Polyeleri: Türkiye’de polyelere daha çok Batı Toroslar’da rastlanmaktadır. Buradaki polyeler adeta gruplar oluşturur. Özellikle Antalya’nın kuzeydoğu ve kuzeybatısında çok karakteristik polyelere rastlanır. Kuzeydoğudakiler KB- GD yönlü uzanırlar ve bunların içinde en önemlisini Kestel polyesi oluşturur. İçerisinde bir göle de yer veren bu polye aslında birkaç polyenin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Bunlar Çeltikçi, Zivint, Bozova, Korkuteli ve Bademağacı polyeleridir. Kestel polyesinin uzunluğu bu şekliyle 60 km. yi genişliği ise 15 – 20 km. yi bulur.

Kestel polyesinin doğusunda Akseki, Eynif ve Gembos polyeleri, batısında ise Elmalı polyesi bulunur. Elmalı polyesinin tabanında iki göl (Avlan ve Karagöl ) yer alır. Bu polye de çeşitli bölümlerden meydana gelir. Kuzeyde Müren polyesi ile başlar, güneye doğru Elmalı, Avlan ve bir vadi karakteri gösteren Kaş çiftliği polyesi ile devam eder.

Ülkemizdeki diğer önemli polyelere örnek olarak, Muğla Polyesi, Ula Polyesi (Muğla’nın ilçesi), Ergani polyesi (Diyarbakır), Mazıdağı Polyesi (Mardin), Erkenek polyesi (Malatya), Reşadiye polyesi (Van) verilebilir.

Mardin-Mazıdağı polyesi.