4.1. Giriş:Göl Nedir ve Neden Önemlidir?
Göller, karalar üzerindeki durgun su kütleleri olmanın ötesinde, yeryüzünün milyonlarca yıllık jeolojik ve iklimsel geçmişini barındıran sessiz arşivlerdir. Her bir göl, içinde bulunduğu coğrafyanın tektonik hareketlerinden volkanik patlamalarına, iklimsel değişimlerinden insan müdahalelerine kadar uzanan karmaşık bir hikaye anlatır. Hidrografik bir bakış açısıyla bir gölü tanımlamak, onu basit bir su birikintisinden ayıran teknik ve bilimsel temellere dayanır. Bu temel tanım, göllerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini inceleyen Limnoloji (göl bilimi) alanının çıkış noktasını oluşturur.
Bir su kütlesinin ‘göl’ olarak tanımlanabilmesi için üç temel bilimsel kriteri karşılaması gerekir:
- 1. Denizle Bağlantısızlık: Göl çanağının okyanuslar veya denizlerle doğrudan bir bağlantısının bulunmaması gerekir. Bu, onu bir körfez veya lagünün belirli türlerinden ayırır.
- 2. Süreklilik: Su örtüsü mevsimsel olarak daralıp genişlese de, göl çukurluğunda yıl boyunca su bulunmalıdır. Bu kriter, onu geçici su birikintilerinden veya mevsimsel bataklıklardan ayırır.
- 3. Bitki Örtüsü Yokluğu: Göl tabanında, suyun varlığını kesintiye uğratacak düzeyde ağaç veya ot türü bitkilerin kök salıp yetişmemiş olması beklenir.
Bu temel tanımlamalar, coğrafi yapıları doğru sınıflandırmak ve anlamak için bir çerçeve sunar. Bu çerçeveden yola çıkarak, Türkiye’nin zengin jeolojik mozaiği içinde yer alan göllerin genel portresini inceleyebiliriz.
4.2. Türkiye’nin Gölleri: Genel Bir Portre
Türkiye, göllerin sayısı ve kapladığı alan bakımından zengin bir ülke sayılmasa da, mevcut göllerin oluşum, kimyasal yapı ve coğrafi dağılım açısından sergilediği olağanüstü çeşitlilik, ülkenin karmaşık jeolojik ve iklimsel yapısının bir yansımasıdır. Bu çeşitlilik, Türkiye’deki gölleri hidrografik açıdan değerli birer inceleme konusu haline getirir.
Türkiye göllerinin genel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
- Coğrafi Dağılım: Göller, ülke geneline homojen bir şekilde yayılmamış, belirli havzalarda yoğunlaşmıştır. Dört ana bölge öne çıkar: Van Gölü çevresi, Tuz Gölü çevresi, Göller Yöresi ve Güney Marmara.
- Yükselti Farklılıkları: Türkiye’nin topoğrafik yapısına paralel olarak, göllerin deniz seviyesinden yükseltileri batıdan doğuya doğru artış gösterir. Bu durum, göllerin iklimsel ve hidrolojik rejimlerini doğrudan etkiler.
- Büyüklük ve Derinlik: Göllerin boyutları önemli ölçüde farklılık gösterir. Van Gölü, 3.713 km²’lik alanıyla Türkiye’nin en büyüğü iken, Tuz Gölü gibi bazı göllerin alanı mevsimsel olarak dramatik şekilde değişir. Tuz Gölü’nün alanı, beslenmenin azaldığı ve buharlaşmanın arttığı yaz sonlarında 1620 km²’den yaklaşık 200 km²’ye kadar düşebilmektedir.
- Su Seviyesi Değişimleri: Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yer alan göllerin su seviyeleri, yağışların azalması ve buharlaşmanın artmasına bağlı olarak yıl içinde belirgin değişimler gösterir.
- Kimyasal Özellikler: Suların kimyasal yapısı, gölün bir gideğeni (göl ayağı) olup olmamasıyla yakından ilişkilidir. Bu hidrolojik ilkeye göre, fazla sularını bir akarsu aracılığıyla boşaltabilen gideğenli göllerin (Eğirdir, Beyşehir, Çıldır, Mogan) suları tatlıdır. Gideğen, gölün su ve mineral dengesini sürekli olarak yenileyen bir tahliye mekanizması görevi görür; bu da tuz ve mineral birikimini engelleyerek suyun tatlı kalmasını sağlar. Gideğeni olmayan kapalı havza göllerinde ise buharlaşma sonucu tuz ve mineraller biriktiğinden suları tuzlu (Tuz Gölü, Burdur), acı veya sodalı (Van Gölü) olur.
- Ekonomik ve Sosyal Kullanım: Suları tatlı olan göllerden sulama, içme ve kullanma suyu temini gibi amaçlarla yararlanılır. Ayrıca Çıldır, Tortum, Hazar ve Kovada gibi bazı göller enerji üretiminde kullanılırken, Van Gölü üzerinde yapılan feribot taşımacılığı gibi ulaşım faaliyetleri de mevcuttur.
Türkiye’deki göllerin bu genel özellikleri, onların jeolojik kökenleri ve oluşum süreçleri ile ayrılmaz bir bütün oluşturur.
4.3. Göllerin Sınıflandırılması: Kökenin Önemi
Göller; sularının kimyasal özelliğine, gideğeni olup olmamasına veya doğal/yapay oluşlarına göre sınıflandırılabilir. Ancak en temel ve bilimsel sınıflandırma yöntemi, göl çanağını oluşturan jeolojik sürece dayanır. Bir gölün oluşum kökenini anlamak, onun morfolojik yapısını, su kimyasını ve gelecekteki evrimini anlamada kilit bir rol oynar. Bu yaklaşıma göre göller şu şekilde sınıflandırılır:
- Doğal Göller
- Anakaya Çanağında Oluşmuş Göller
- Tektonik Göller
- Karstik Göller
- Volkanik Göller
- Buzul Gölleri
- Set Gölleri (Bir engelle oluşmuş)
- Volkanik Set Gölleri
- Heyelan Set Gölleri
- Alüvyal Set Gölleri
- Kıyı Set Gölleri
- Anakaya Çanağında Oluşmuş Göller
- Yapay Göller (Baraj Gölleri)
Bu sınıflandırma, Türkiye’nin tektonik hareketlerden volkanik patlamalara uzanan zengin jeolojik geçmişinin bir sonucu olarak ortaya çıkan farklı göl türlerini sistemli bir şekilde incelemek için bize bir yol haritası sunar.
