Karst Jeomorfolojisi- Giriş (Ders Notu)

Karst,başta kireçtaşı olmak üzere dolomit, alçıtaşı gibi karbonatlı ya da sülfatlı olan çözünmeye uygun kayaçların sularla, bir dizi fiziksel süreçler (aşınma, taşıma, biriktirme) ve kimyasal süreçler sonucu çözünmesiyle oluşan topografyadır. Karst, esas olarak jeomorfoloji ve jeolojide, düdenler ve mağalar içeren yer altı drenaj sistemiyle bilinir. Yüksek kalsiyum karbonat içeren kireçtaşı ve diğer tortul çökelleri, yerüstü ve yeraltı drenaj sistemlerinde suların aşındırıcı etkisiyle çözünerek karstik topografyayı meydana getirir.

Karst terimi ve diğer dillerdeki tüm benzer adlandırmalar, taş, kaya anlamına gelen kar- kelimesiyle Latince carsus’ tan gelir. Akdeniz kökenli olan bu terim, İtalya’nın kuzeydoğu bölgesinde yer alan Trieste şehrinin civarında uzanan Dinar Alpleri üzerinde bulunan bir dizi jeolojik, jeomorfolojik ve hidrolojik oluşumun Almanca adından türetilmiştir. Karst tipolojisini temsil eden, İtalya, Slovenya ve Hırvatistan arasında bulunan bir kireçtaşı platosu olan Carso’da erken dönem topografik çalışmalar yapılmış ve tip mahalli karst sahası olarak kabul edilmiştir.

1.Karst Topoğrafyasının Genel Özellikleri

  • Bu topoğrafya tamamen kaya tabiatına veya belirli bir kayaç topluluğuna bağlı olarak oluşmuş özel bir topoğrafyadır.
  • Karst topoğrafyasını meydana getiren kayaçlar eriyebilen/çözünebilen kayaçlardır.
  • Karstik sahaların en belirgin özelliği yüzeyde akan akarsuların çok nadir olmasıdır.
  • Bu sahalardaki sular yer altına geçer.
  • Yer altına geçen sular mağara, tünel ve yer altı galerilerinin oluşmasına neden olur.
  • Karst topoğrafyası birbirinden farklı özellikler göstermekle beraber değişik iklim bölgelerinde görülebilmektedir. Nemli iklimlerin yanı sıra, yarı kurak, glasyal (soğuk) iklimlerde bile bu şekillere rastlanır. Fakat aynı zenginlik ve özellikte değildir. Karstik şekillerin en güzel geliştiği iklim ise Orta Kuşak Ilıman İkimidir.
  • Karstik şekiller bazı bölgelerde yüzeyde görüldüğü halde bazı bölgelerde de toprak ve bitki örtüsü altında gizlenmiş olarak görülebilir. Buna bağlı olarak Çıplak Karst ve Örtülü Karst ‘dan bahsedebiliriz.
  • Bu şekiller bazı yerlerde dağlık yüksek sahalarda gelişmiştir. Buralarda gelişmiş karsta Yüksek Karst denilmektedir.
  • Karstik şekiller bazı sahalarda yüzeyden oldukça derinlere kadar görüldüğü halde, bazı sahalarda ise yüzeysel bir özellik gösterir. Buna bağlı olarak Sığ Karst ve Derin Karst’tan söz edilebilir.
  • Karstın sığ veya derin olması kayacın kalınlığına bağlıdır. Kalınlık arttıkça derin karst artar. Ayrıca yağış sularının derinlere kadar inip erime işlemini gerçekleştirmesi de önemlidir.
  • Dünya üzerinde de karstik şekillerin en güzel geliştiği sahalar Adriyatik kıyıları, Yugoslavya ve Bosna Hersek’i içine alan bölgedir. Türkiye de en az bu bölge kadar karstik şekiller açısından zengindir. Ülkemizde bu konuda çok sayıda araştırmalar yapılmıştır. Ülkemizde bu konuda çalışmış olan ilk bilim adamımız, Prof. Dr. Cemal Arif Alagöz’dür. Bu bilim adamımızın Türkiye’de Karst Olaylarıve Sivas Doğusundaki Jips Karstıadlı iki eseri vardır.
  • Karstlaşmaya bağlı olarak meydana gelmiş şekillerle ilgili çok zengin bir yer şekli topluluğu söz konusudur. Hatta bu şekiller çeşitli ülkelerde halk tarafından değişik adlarla anılmakta olup böylece zengin bir sözlük ortaya çıkmıştır.

Karstik şekillerin bazıları Mikro Topoğrafya şekilleridir. Yani boyut olarak küçüktür. Bazıları ise boyutları km’lerle ifade edilen büyük şekillerdir. Bunlara Makro Topoğrafya denilir.

Lapya: Mikro topoğrafya içinde en yaygın olanları keskin profilli sırt ve oluklardan meydana gelmiş olan lapyalardır. Bunların büyüklükleri cm lerle ifade edilir. Bir bakıma minyatür sel yarıntılarını andırırlar. Bunların yanı sıra oluk biçimli ve delikli olanları da bulunmaktadır. Delikli lapya delik deşik olmuş pürüzlü bir kaya yüzeyini ifade etmektedir. Bu şekillere İngilizcede clints adı verilir.

Dolin: Karst topoğrafyası içinde çeşitli biçim ve boyutlardaki çukurluklardır. Ülkemizde bu şekillere bazı yerlerde Tava, bazı yerlerde koyak, bazı yerlerde ise kokurdan ismi veriliyor. Bu şekillere İngilizce’de ise Sinkhole adı verilir.

Bazı ülkelerde özellikle Tropikal ülkelerde karstik sahalar dolinlerle adeta delik deşik olmuş durumdadır. Bu şekildeki topoğrafyaya morfolojide Cockpit Karst denir.

Uvala: Bunlar dolinlerden daha büyük ve genellikle dolinlerin birleşmesi ile oluşmuş şekillerdir.

Obruk: Bunlar dikey bir şekilde derine doğru inen ve adeta büyük bir bacayı andıran karstik kuyulardır. Bu şekillere Yugoslavya’da Jama, Fransa’da ise Aven gibi isimler verilmektedir.

Polye: Bunlar karstik topoğrafyada görülen büyük depresyonlar veya ovalara karşılık gelir. Polyelere karstik ovalar diyebiliriz. Polyeler içerisinde görülen erimeden arta kalmış tepelere Hum veya Musor isimleri verilir. Bunlara Orta Amerika’da Pepino Hill denir.

Düden: Bunlar karstik sahalarda suların yeraltına doğru kayboldukları deliklere verilen isimdir. Türkiye’de diğer bir ismi subatandır. Bunun tersi de suçıkandır.

Erime/Çözünme: Karstlaşma erime sonucunda meydana gelir. Aslında bu olay bir kimyasal çözünme sürecidir. Buna göre karstik şekiller eriyebilen veya çözünebilen kayaçlarda oluşan şekillerdir. Çözünmenin meydana gelmesi, iklime, kayacın özelliğine, topoğrafyaya, zamana, toprak ve bitki örtüsüne bağlıdır ve her kimyasal olay gibi bir formülle ifade edilir:

Formüle göre su, hava ve topraktaki CO2 ile tepkimeye girerek asitli bir özellik kazanır. Bu aside karbonik asit denir. Çözünebilen kayaçlar ise asitten etkilendikleri veya aside maruz kaldıklarında çözündükleri için CO2 bulunduğu alanlarda CaCo3’ı çözündürecektir.

Erime/çözünme üzerinde neler etkili olmaktadır?

Yağmur suları CO2’nin yardımı olmadan da çözünme işlemini gerçekleştirirler. Bununla birlikte çözünmenin artması CO2‘ye bağlı olarak fazlalaşır. CO2 su içerisindeki sıcaklıkla bağlantılı olarak bulunur. Şöyle ki suyun sıcaklığı yükseldikçe su içerisinde CO2’nin miktarı azalır. Buradan da CO2’nin soğuk suda çok eridiğini anlarız.

Buna göre sıcak bölgelerde çözünme az olması gerekir. Ama sıcak bölgelerde CO2 havada fazla olduğundan sıcak bölgelerde çözünme daha fazladır. Ayrıca çözünme olayı sıcaklıkla doğru orantılı olarak artar. Çünkü kimyasal reaksiyonların hızı sıcaklıkla doğru orantılıdır. Buna bağlı olarak çözünme olayı tropikal ve ekvatoral bölgede fazladır.

Toprak içerisindeki humusun parçalanması olayı da CO2’nin meydana gelmesini veya CO2 miktarını artırmaktadır. Buna göre humusça zengin topraklar altında eğer çözünebilen kayaçlar varsa çözünme fazla olacaktır. Böyle gelişen karsta daha önce belirtildiği gibi Örtülü Karst denilmektedir. Ayrıca karstlaşma/çözünme olayında reaksiyon geriye dönüşlüdür veya çift yönlüdür.

2.Karstlaşma Üzerinde Etkili Olan Faktörler

  • İklim
  • Litolojik özellikler
  • Yükselti ve Yerşekli (Topoğrafya)
  • Bitki Örtüsü ve Toprak Özellikleri
  • Zaman

2.1. İklim

Karstlaşma olayı hemen hemen tüm iklimlerde görülür. Fakat karstlaşmanın derecesi ve karstik şekillerin zenginliği değişik miktarda olmaktadır. Sıcak ve nemli bölgelerde çözünme fazla olduğundan karstik şekiller pek fazla kalıcı değillerdir. Soğuk bölgelerde ise çözünme olayı hemen hemen yok denecek kadar azdır. Bu nedenle karstlaşmanın en güzel geliştiği yerler Orta Kuşağın Ilıman İklimidir.

İklim yağış ve sıcaklık elemanları ile karstlaşma üzerinde etkili olur.

Yağışın şu tür özellikleri kartlaşma üzerinde etkilidir; Yağış miktarı, yağışın süresi, yağışlı gün sayısı, yağışın şiddeti (Akdeniz ve Subtropikal İklimler‘de yağışlar şiddetlidir).

Günlük sıcaklık farkının az ve sıcaklık derecesinin yüksek olduğu yerlerde karstlaşma artış gösterir. Ayrıca sıcak iklimler çözünmenin en fazla meydana geldiği iklimlerdir.

Yağışın yukarıdaki özellikleri meydana gelecek şekiller bakımından daha çok lapyaların çeşitliliği üzerinde etkili olur. Örneğin Tropikal bölgelerde oluklu lapyalar daha fazla geliştiği halde yarı kurak bölgelerde kanalcıklı lapyalar yaygın olarak görülür.

Tropikal karst; Bu karst tropikal ve ekvatoral bölgelerde görülür. Orta Amerika’daki Antiller’de ve Çin’de karakteristik özellikler sunar. Bununla birlikte Jamaika ve Antiller’deki karst ile Çin’deki karst birbirinden ayrı özellikler gösterir. Bundan dolayı tropikal karst ikiye ayrılmaktadır.

1-Delikli Karst (Cookpit Karst)

2-Kuleli Karst (Tower Karst)

Delikli Karst (Cookpit Karst)

: Topoğrafyanın düz ve alçak, kalkerli yapının çok kalın olmadığı alanlarda görülür. Özelliği arazi sayısız dolinle delik deşik durumdadır. Delikli karst Orta Amerika yeralan Jamaika’da daha çok gelişmiştir.

Kuleli Karst (Tower Karst): Topoğrafya yüksek ve parçalanmış vaziyettedir. Kalker çok kalın ve saf veya kil oranı çok azdır. Bu topoğrafyanın özelliği arazide çok sayıda kule ve koni şekilli tepelerin varlığıdır. Koni ve tepelerin bazılarının yüksekliği 150-200 m.yi bulur. Bunlar ova veya vadi tabanlarında hayalet gibi yükselir. Bu tepelerin yamaçları bitki örtüsü ile kaplıdır ve buralarda oldukça fazla sayıda mağaraya rastlanır. Tepelerin yamaçları oldukça diktir. Özellikle Çin’de görülür. Bunların meydana gelişi karst kenar ovalarının oluşumu ile açıklanır. Türkiye’de Kuleli Karst görülmez.

Nemli ve sıcak (tropikal) iklimlerde karstlaşma: Tropikal iklimlerde karstlaşma çok hızlıdır. Sıcaklığın ve yağışın fazla olması bu durum üzerinde etkilidir. Tropikal bölgelerde büyük ölçüde kalker eritilmektedir. Buna bağlı olarak bir taraftan hacim olarak geniş bir alanda kalker erime ile hızla tüketilirken diğer taraftan da suyun sıcaklığı sonucunda erime sonrasında CO2 hızla havaya döndüğünden kalkerin çökelmesi de çok hızlı olmaktadır.

Bu sebeple belirtilen iklime sahip bölgelerde traverten oluşumuna çok fazla rastlanır. Kısacası tropikal bölgelerde kalker çok fazla eritilmekte fakat eriyen kalker de ortamdan fazla uzaklaşmadan hemen çökelmektedir. Tropikal bölgeler bu anlatılan nedenlerden dolayı erime ve karstlaşma olayı çok olmasına karşılık şekil bakımından fazla zengin olmayan bir bölgedir. Ayrıca sadece bu bölgeye özgü şekiller görülür ve bu şekiller Tropikal karst adı altında anılır.

Kurak ve yarı kurak iklimlerde karstlaşma: Buralarda yağış az ve yetersizdir. Gelişmiş bir yüzey karstından bahsedilemez. Buna karşılık yapılan çalışmalar bazı yerlerde yeraltı karstının görüldüğünü ortaya koymuştur.

Orta enlemlerin ılıman iklimlerde karstlaşma: Her ne kadar Ilıman iklimin okyanusal ve karasal tipleri varsa da bu kuşak karstik şekillerin en zengin geliştiği kuşaktır. Türkiye’nin de bulunduğu bu kuşaktaki karsta Dinar Karst’ı adı verilir. Kuleli karst hariç bütün karstik şekiller bu iklimde görülür. Çözünmenin Tropikal bölgedeki gibi hızlı olmaması yani yeterli sıcaklık ve yağış olduğu, ayrıca bu şartlarda şekiller bozulmadan korunduğu için bu kuşakta zengin şekillere rastlanır. Dünya üzerinde karstik şekillerin en güzel görüldüğü iklimdir. Bu karst ilk defa Dinarit’lerde incelenmiş ve ismini oradan almıştır. Türkiye’de Toros Karst’ı olarak anılır.

Periglasyal iklim bölgelerinde karstlaşma (subpolar iklim = tundra iklimi): Aşağıdaki yukarı 60° ile 80° enlemleri arasına karşılık gelmektedir .Bu bölgelerde iki mevsim görülür (6 ay kış 6 ay yaz). Kışın bütün yüzey donmuş durumdadır. Bir iki metreye kadar donmuş olan bu toprak katına permafrost katı denir. Yazın ise toprak çözülür, arazi bataklık halini alır. Ayrıca buralarda çatlaklardan sızan sular soğuk olduğundan bünyesinde fazla miktarda erimiş CO2 bulundurmaktadır. Bütün bunlara bağlı olarak buralarda donma-çözülme katında gelişen yüzeysel bir karstlaşma görülür. Bu karstlaşma veya karstik şekiller de ancak lapyalar ile sınırlı olmaktadır.

Polar iklim bölgelerinde (kutupsal iklim =soğuk iklim) karstlaşma: Buralarda bütün yıl boyunca yüzeyde donmuş Permafrost katı söz konusudur ve bu durum karstın gelişmesini engeller. Yani buralarda su var ama katı halde bulunmaktadır. Ayrıca oldukça belirgin olarak gelişen donma olayı fiziksel parçalanmayı getirdiğinden karstik şekiller pek oluşamaz, oluşanlar da tahrip edilir.

Buraya kadar olan bölümde günümüz şartlarındaki iklimlerden bahsettik. Bu iklimler geçmiş jeolojik dönemlerde aynı kalmamıştır. Özellikle Kuvaterner’in pleistosen döneminde çok sık iklim salınımları olmuştur. Yine örneğin, Türkiye’de III. Zamanda (Neojen’de) sıcak nemli-sıcak kurak iklimler görülmüştür.Sıcak- kurak iklim koşullarında evaporitler (jips, kayatuzu, anhidrit) gelişmiştir.

İşte bugün kastlaşmanın zayıf eskiden ise karstlaşmanın zengin olarak geliştiği bölgelerdeki karsta paleokarst (eski karst) ismini verilmektedir. Örneğin Orta Toroslar’da 2000 metrede zengin karstik şekillere rastlanır. Burası günümüzde oluşmamıştır. Olay tektonikle açıklanmaktadır.

2.2. Litolojik Faktörler

Bu başlık altında öncelikle çözünebilen kayaçların (Kalker-Mermer, Jips, Kayatuzu, Dolomit, Tebeşir) bulunması anlaşılmalıdır. Bununla birlikte, sadece belirtilen kayaçların bulunması yeterli olmayıp, bunların bazı özellikleri karstlaşmayı etkilemektedir. İşte bu özellikler litolojik faktörler kapsamında değerlendirilecektir.

Kalkerin saflığı: Karstlaşmanın iyi gelişmesi için öncelikle kalkerin saf olması lazımdır. Bir diğer ifadeyle, içerisindeki yabancı maddeler, özellikle de kil miktarının az olması gerekmektedir.

Kalker içinde bulunan kil erimeyi güçleştirdiği gibi, diaklazlar arasına girerek oraların tıkanmasına, dolayısıyla suyun hareketini engeller. Bu durum ise karstlaşmayı azaltır. Dolayısıyla kalkerin saflığı ile karstlaşma arasında doğru bir orantı bulunduğunu belirtmek gerekir.

Tabaka Durumu

A-Tabakanın kalınlığı:

Tabaka durumuyla ilgili olarak öncelikle yapının (kalker ve diğer çözünebilen kayaç tabakalarının) kalınlığı önemlidir. Yani yapı ne kadar kalınsa karstlaşma o kadar fazla gelişir. Örneğin 1-2 metre kalınlıktaki yapılarda ancak lapyalar görülebilir. Buna karşılık yapı kalınsa hem çeşitli yüzey şekilleri hem de yeraltı şekilleri gelişme imkanı bulur.

B- Tabakalaşma özelliği ve tabakaların duruşu:

Tabaka sayısının fazla olması, yani tabaka sayısının fazlalığı karstlaşmayı artırır. Buna karşılık tabakaların kalınlığı hatta masif özelliğe geçiş karstlaşmanın yavaş gelişmesine yol açar. Çünkü tabakalar ince ve çok olduklarında tabaka yüzeyleri suyun hareketini kolaylaştıracağından erime iyi gelişir. Buna karşılık tabakalar kalın olduğunda doğal olarak tabaka sayısı da azalacaktır. Bu durum ise karstlaşmayı yavaşlatacaktır.

Tabakaların duruş biçimi yani tektonik yapısı da karstlaşma üzerinde etkili olur. Şöyle ki, yatay bir yapı suyun derine sızmasını zorlaştırdığından bu yapıdaki karstlaşma eğimli (monoklinal) bir yapıdaki karstlaşmaya göre daha zayıf olur.

C:Geçirimsiz tabakanın sayısı ve durumu: Geçirimsiz tabakalar derine inen sular için bir tabla vazifesi görmektedir. Konuya bu açıdan bakarsak, geçirimsiz tabaka sayısının fazlalığı yeraltı şekilleri bakımından karstlaşmayı zayıflatır. Buna karşılık geçirimsiz tabakanın az olması ve bunların da özellikle tabanda bulunması karstlaşmayı artırır.

Yapının Sertliği ve Yumuşaklığı

Tabakalar veya yapı ne kadar sert olursa karstik şekiller o ölçüde iyi gelişir ve korunur. Yapı yumuşak olunca kolay şekil oluşur fakat şeklin korunması zorlaşır.

Yapıdaki diaklaz sistemleri ve kırıkların varlığı

Yapı bol diaklazlı ve kırıklı bir yapı gösterirse karstlaşma artar. Çünkü bu sistemler vasıtasıyla suyun derinlere sızması kolaylaşır. Ayrıca, özellikle yüzey karstı olmak üzere genelde bütün karstlaşma diaklaz ve kırık sistemlerine büyük uyum gösterir. Bilindiği gibi diaklaz ve kırıklar ise sert yapıda daha fazla gelişir. Böylece sert yapıda karstlaşmanın daha iyi gelişmesinin bir diğer nedeni de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Yeraltı su seviyesinin durumu

Genel olarak, sızan sular belli bir geçirimsiz zon üzerinde birikerek su tablasını veya yeraltı su seviyesini oluşturmaktadır. Yeraltı su seviyesinin yüksek veya yüzeye yakın olması karstlaşmayı artırır. Ayrıca, yeraltı su seviyesinin hareketlilik durumuna göre karstlaşma değişiklik gösterir.

Yapının Geçirimlilik (Permeabilite) Durumu

Yapının geçirimliliği karstlaşmayı zayıflatır. Tersi durum ise karstlaşmayı artırır. Bu duruma örnek olarak kalker ve tebeşir verilebilir. Kalkerin geçirimliği tebeşire göre daha az veya tebeşir oldukça geçirimli bir kayaç olduğundan kalkerli yapıda karstlaşma daha fazla görülür.

Karstik Kütlenin Taban Seviyesine Göre Durumu

Karstik kütlenin taban seviyesinden yüksekte bulunması karstlaşmayı artırır. Çünkü, gerek yüzey gerekse yer altı suyunun hareketi ve etkileri bu seviyeye belirmekte veya ortaya çıkmaktadır. Bu özellik yükselti veya jeomorfolojik faktörler içinde de değerlendirilebilir.

Başlıca Eriyebilen/çözünebilen Kayaçlar ve Bunlar Üzerindeki Karstlaşma

1- Kalker (CaCO3)

2- Tebeşir (CaCO3)

3- Jips ( CaSO4 2H2O )

4- Dolomit (CaMg ( CO3)2)

5- Kaya tuzu (NaCl)

Kalker: Çözünebilen kayaçlar içinde en yaygın litolojiyi meydana getirmektedir. Bu nedenle kalkerle karstlaşma adeta birbiriyle özdeşleşmiş iki terimdir. Bir diğer ifadeyle karstik şekillerin en yaygın görüldüğü ve geliştiği kayaç kalkerdir ve diğer kayaçların fazla bir önemi yoktur. Ülkemizde bu kayaç topluluğunun en fazla görüldüğü kuşak ise Toroslar’dır. Bu nedenle aynı zamanda ülkemizde karstik şekillerin en yaygın olduğu kuşağı da Toroslar oluşturmaktadır.

Tebeşir: Tebeşir üzerindeki karst çok yaygın olarak görülmez. Aynı zamanda üzerinde gelişen karstik şekiller de çok zengin değildir. Çünkü yapı karstlaşma bakımından elverişli olmayan geçirimli ve yumuşak bir özellik gösterir. Buna bağlı olarak tebeşirden oluşan yapılarda ancak bazı yeraltı şekilleri ve önemsiz yüzey şekilleri görülebilir. Tebeşir Türkiye’de pek yaygın değildir. Hatta nadir olarak görülür. Dünya üzerinde de belirli alanlarda rastlanır. En iyi görüldüğü sahalar İngiltere’nin güney kıyıları ve Susex çevresi, Fransa’nın Normandiya sahilleri ve Belçika’dır.

Jips: Jipsler üzerinde görülen karsta jips karstı denilmektedir. Jipsler üzerinde lapya, dolin, düden gibi karstik şekiller gelişebilir. Fakat bu şekiller kalkerli yapı üzerindeki kadar karakteristik ve zengin değildir. Ayrıca bazı açılardan onlardan ayrılır. Bununla birlikte jips karstı tebeşir karstına göre daha zengin ve yaygındır. Jips’in karstlaşma bakımından önemi kalkere göre daha kolay erimesi ve buna bağlı olarak kastlaşmanın çok hızlı gelişmesidir. Fakat karstlaşma sonucunda oluşan şekiller hızla tahrip olur. Jipsler üzerinde oluşan en karakteristik şekiller dolinlerdir ve bunlara Sivas çevresinde por koyağıdenilir.

Türkiye jips karstı açısından zengindir. Bu karstın en belirgin olarak oluştuğu yapı Çankırı`dan başlayıp Sivas, Erzincan, Tuzluca ve Iğdır`a kadar uzanan Oligo-Miyosen jipsli seridir. Bu kuşakta jipsin en güzel görüldüğü yer ise Sivas çevresidir. Jipsin bulunduğu yerlerde yeraltı suları acı olup bitki örtüsü de zayıftır.

Kaya tuzu (NaCl): Jips gibi kaya tuzu da Evaporitler grubuna dahidir. Yani jipsle aynı şartlarda oluşur. Yine tebeşir gibi tabiatta az bulunan bir tortul kayaçtır. Tuz çok çabuk çözünebilen bir kayaç olması nedeniyle içerisinde gelişen şekiller çok çabuk tahrip olurlar.

Türkiye’de Oligo-Miyosen jips serisi içinde kayatuzu birimlerine de rastlanır. Daha çok doğuda Iğdır-Tuzluca çevresinde görülmektedir. Sivas çevresindeki jipsler tabaka tabaka değil de masif (kütlevi) haldedir. Tuzluca’daki kaya tuzları bu şekildeki jipslere çok benzer. İki kayacı birbirinden ayırt edebilmek için ancak tadlarına bakmak gerekir.

Dolomit (CaMg (CO3)): Nadir görülen eriyebilen kayaçlardan bir diğeridir. Adını Avrupa’daki Alpler’den almıştır. Ülkemizde sınırlı alanlarda görülür. İçinde manganez bulunması kalker kadar hızlı çözünmesini güçleştirmektedir. Ayrıca sert bir kayaçtır. Bu sertliği üzerinde gelişen şekillerin nispeten korunmasını sağlar.

2.3. Yükselti ve Yerşekli

Yükselti: Yüksek enlemler hariç yükselti karstlaşma üzerinde genellikle olumlu etki yapar. Çünkü yükseldikçe yağış artar. Buna karşılık sıcaklığın düşmesi ise karstlaşma üzerinde nisbeten olumsuz etki ortaya çıkar. Daha önce de belirtildiği gibi ülkemizde karstın en fazla geliştiği yer Toroslar’dır. Toroslar bu yükseltisini Kuvaterner başlarındaki epirojenik hareketlerle kazanmıştır. Bu yükselme ise karstlaşmayı arttırmıştır.

Yükseltiyi taban seviyesi açısından da değerlendirmek gerekir. Taban seviyesi alçaldıkça veya karstlaşmaya elverişli saha yükseldikçe erime veya karstlaşma daha belirgin bir hal alır. Çünkü suyun kütle içindeki ve yüzeydeki hareketi önem kazanır.

Yerşekli: Öncelikle arazinin fazla parçalanmış veya akarsu vadilerince derin bu şekilde yarılmış olması karstlaşma bakımından önem kazanır. Bu özellikler belirginleştikçe karstlaşma o ölçüde artar. Çünkü bu özellikler suyun hareketini ve sızmasını kolaylaştırır.

Karstlaşma üzerinde eğim faktörü de etkilidir. Şöyle ki fazla eğim sızmayı engellediğinden karstlaşmayı güçleştirir. Az eğimli ve düz sahalarda suyun derine sızması kolaylaştığı için kartlaşma da artar .

Bütün bu özelliklere göre, karstlaşma için en uygun topoğrafya derin vadilerle yarılmış yüksek platolardır. Ülkemizdeki sıradağlar aynı zamanda yüksek plato özelliği gösterir. Çünkü sıradağların üzerinde geniş aşınım düzlükleri uzanır. Örneğin Orta Toroslar’a karşılık gelen Taşeli platosu böyle bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle de özellikle bu plato karstlaşmanın oldukça zengin olarak geliştiği yerlerden birine karşılık gelir.

2.3. Bitki Örtüsü

Çok gür ve çok seyrek bitki örtüsü olumsuz bir etki yapmasına karşılık genelde bitki örtüsü, köklerini derinlere salarak asit salgılaması ve toprağa suyun sızmasını kolaylaştırması nedeniyle karstlaşma üzerinde uygun bir rol oynar. Çok sık ormanlık kesimler toprak da kalın olduğundan ve özellikle killi toprak sızan suların yeraltına ulaşmasını zorlaştırdığından karstlaşma bakımından olumsuz bir durum oluşturmasına karşılık, gür bitki örtüsü altında aynı zamanda fotosentez olayına bağlı olarak zengin CO2 bulunacağı için durum eşitlenir. Bütün bu değerlendirmelere de bağlı kalınarak karstlaşma bakımından en elverişli bitki örtüsünün seyrek bir kapalılık oluşturan Akdeniz iklim bölgesindeki maki ve koniferler olduğunu söylemek mümkündür.

2.4. Zaman faktörü

Şekillerin ortaya çıkması ve topoğrafyada önemli rol oynamasında zaman kavramı önemli bir ölçüdür. Aradan çok uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen diğer koşulların veya koşullardan birinin uygunluk göstermemesi dolayısıyla bazı karstik şekillerin oluşumu yavaş seyredebilir. Buna karşılık, zaman çok kısa olsa bile, bütün şartlar elverişli olduğu takdirde, şekiller çok çabuk gelişebilir. Jeolojik devirler içinde meydana gelen iklim değişiklikleri, östatik hareketler, tektonik hareketler ise karstik şekillerin gelişmesinde karışıklıklara, duraklamalara veya kesintilere yol açmak suretiyle karstlaşma sürece bakımından önem taşır.

3. Türkiye`deki Karstik Alanların Dağılışı

Türkiye karst bakımından zengindir. Fakat bu zenginlik her yerde aynı yoğunlukta değildir. Bunun nedeni ise her yerde karst oluşumu için uygun iklim (sıcaklık ve nem), yükselti ve litolojinin bulunmamasıdır.

Türkiye`de bu üç faktörün en uygun olarak görüldüğü saha Toros sistemidir. Bu sistem batıda Menteşe yöresinden başlayıp, doğuda Hakkari`deki Cilo ve Sat dağlarına kadar devam eder. Bununla birlikte, 1000 km uzunluk ve 200 km genişliğindeki bu kuşak üzerinde karstik şekiller sürekli değildir. Özellikle doğuda yani, Güneydoğu Toroslar’da karstik şekiller yer yer kesintiye uğrar. Örneğin, Elazığ güneyi ve Bingöl- Muş arası böyle bir özellik gösterir. Bunun nedeni ise, buradaki kayaçların metamorfik, mağmatik kayaçlar ve filişlerden oluşmasıdır.

Orta ve Batı Toroslar, tamamen eriyebilen kayaçlardan oluştuğundan karstik şekillerin çok yaygın veya zengin görüldüğü bir alana karşılık gelir. Özellikle Batı Toroslar Jura yaşlı sert kalkerlerden Orta Toroslar ise genellikle Miyosen yaşlı kalkerlerden oluştuğundan litolojik bakımdan karstlaşmaya elverişli sahalardır.

Karstlaşma bakımından ikinci derecede zengin bölgemiz İç Anadolu Bölgesi’dir. Buradaki karstik şekiller bölgenin daha çok doğusu ve güneyinde görülmektedir. Doğuda Sivas ve Çankırı çevresinde jips karstı görülür. Güneyde ise daha çok Obruk Platosu ve Karaman çevresinde görülür. Obruk platosu Miyosen ve Pliyosen yaşlı göl kalkerlerinden oluşmuştur. Bu plato adından da anlaşılacağı gibi obruklarıyla tanınmaktadır.

İç Anadolu’nun diğer kesimlerinde, litolojinin uygun olmaması yüzünden karstik şekiller görülmez. Bu kesimler ya volkanik yapıdan ya da volkanik ara tabakalı kayaçlardan (volkano-sedimenter) oluşmuştur. İç Anadolu bölgesinin genellikle fazla parçalanmamış bir alçak plato özelliği göstermesi ve burada yeterli yağışın bulunmaması daha fazla karstik şekillerin gelişimini engellemiştir.

Bu iki bölge dışında diğer bölgeler karstik şekiller veya karstlaşma bakımından fazla zengin değildir. Özellikle litolojinin olumsuz olması buralarda karstlaşmayı engellemiştir. Bununla birlikte, adeta serpiştirilmiş bir şekilde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Gaziantep ve Urfa platolarında, Doğu Anadolu Bölgesinde Munzur Dağları da, Elazığ kuzeyinde, Karadeniz’de Kastamonu-Cide çevresinde, İstanbul batısında Yarımburgaz Mağarasının bulunduğu sahada ve Uludağ’da bazı karstik şekillere rastlanmaktadır.

Doğu Anadolu Bölgesi de karstik şekillerin fazla gelişmemesinin sebebi volkanik kayaçların yaygın olmasıdır. Karadeniz bölgesi de genelde mağmatik ve flişlerden oluşan bir litolojiden meydana gelmiştir. Nitekim, Samsun doğusundan Sarp kapısına kadar olan saha daha çok üst Kretase yaşlı volkanik fasiyesten oluşur. Ege bölgesi ise metamorfik ve volkanik kayaçlardan meydana gelmektedir. Dolayısıyla bu sahalardaki litoloji karstlaşmaya engeldir.

harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Türkiye’de karstlaşmaya uygun kayaçların dağılışı ( Nazik ve Poyraz).

harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturulduTürkiye Karst Bölgeleri( Nazik ve Poyraz).