4.Biriktirmeye Bağlı Olarak Meydana Gelen Şekiller
Akarsuyun gücü azalırsa biriktirme olur. Buna bağlı olarak çeşitli şekiller ortaya çıkar.
Bunların başlıcaları :
- Birikinti koni ve yelpazeleri
- Dağ eteği ovaları (Piedmont ovaları)
- Kum adaları
- Dağ içi ovaları
- Taşkın ovaları. Taban seviyesi ovaları
- Deltalar
- Alüvyal Taraçalar
Bu şekiller akarsuyun gücünün azalması sonucu oluşur, genellikle düz ve çevresine göre alçak sahalardır. Akarsular daha çok yüksek sahalarda aşındırma yapar. Akarsuların hızının azalması eğiminin az olduğu yerlerde olur ise buralarda biriktirme gerçekleşir. Buralar kıyılar ovaları vadi tabanları gibi yerlerdir.
4.1. Birinkinti Koni ve Yelpazeleri, Dağ Eteği Ovaları
Bu kuvvetli bir eğime sahip yamaçlardan inen akarsuların yamaçların etek kısımlarında yer alan ova ve vadi tabanı gibi az eğimli bir sahayı geçerken eğimin azalması bunun sonucu akarsuyun gücünün azalarak taşımış olduğu malzemeyi biriktirmesiyle oluşmuş şekillerdir.
Akarsu kendi oluşturduğu bu şekiller üzerinde yatağın tıkanması ve eğimin azalmasına bağlı olarak sık sık yatak değiştirir. Buna bağlı olarak örgülü bir drenaj oluşturur. Bunlar ovaların kenarında veya akarsuyun tali kolunun birleştiği bir yerde görülebilir. Bu şekillerin büyüklükleri çok değişkendir. Şöyle ki; birkaç yüz m boyunda ve eninde olanlar olduğu gibi birkaç km eninde ve boyunda olanlar da vardır. Bu biriktirmenin derecesi akarsuyun taşımış olduğu alüvyonlara ve akarsuyun büyüklüğüne bağlıdır. Ülkemizde birçok yerleşme bu gibi yelpaze ve konilerde toplanmıştır. Bunların üzerinde köy, ilçe, büyüklüğüne bağlı olarak bir şehir bile kurulabilir. Elazığ’da böyle bir yelpaze üzerine kurulmuştur. Buralar yer altı suyu ve toprak açısından verimli yerlerdir. Bu birikim şekilleri bir koni veya yelpazeye benzer.
Biriken malzemenin üst üste gelmesiyle oluşan bu şekillerin enine profilleri dış bükey boyuna profilleri ise iç bükey bir özellik gösterir. İzohips haritalarında bu alanlar dışbükey çizgilere sahiptir.
Birikinti koni ve yelpazeleri şekil ve oluşum itibariyle birbirlerine benzemekle beraber bir birinden ayrılır. Birikinti konileri yelpazelere göre daha küçük şekillerdir. Ayrıca birikinti konilerinin eğim değerleri yelpazelere göre daha fazladır. Birikinti konilerinde eğim 10 – 25 arasındadır.
Birikinti yelpazeleri ise 1 – 10 arasında değişir. Birikinti yelpazeleri birikinti konilere göre daha basık şekillerdir. Birikinti yelpazeleri daha büyük şekillerdir. Koniler birkaç yüz metre ile ifade edilebilir. Yelpazeler ise kilometrelerle ifade edilir. Birikinti yelpazesinin malzemesi kum, çakıl, blok ,kil gibi çok boyutlardaki alüvyal malzeme meydana getirir. Unsurların boyutu yelpazenin veya konisinden sivri kısımdan aşağıya ve çevreye doğru küçülür. İçindeki malzemenin boyutlu artıkça bir kubbeleşme görülür.
Birikinti konileri eğer bir vadi tabanına doğru gelişlerse ana akarsuyun önünü tıkayarak bir gölün oluşmasına neden olabilir, veya yan derenin oluşturduğu koniyi akarsuyu bir kenara doğru itebilir. Önünü tıkarsa gerisinde bir göl oluşabilir. Bu tür göllere birikinti set gölleri (birikinti konisi set gölleri) denir. Ankara’daki Eymir ve Mogan gölleri bu şekilde oluşmuşlardır. Eğer ana akarsu bu yelpazeyi yararsa birikinti konisi taraçaları olur.
Bu şekiller genellikle yüksek dağlık veya plato sahalarından inen birden fazla akarsuyun ova tabanına geçmeden önce yamacın alt kenarında oluşturmuş oldukları birikinti koni ve yelpazelerinin birbirleriyle birleşmesi sonucunda meydana gelmiş olan ve ova tabanlarına göre biraz daha fazla eğimli düzlüklerdir.
Elazığ Ovası Uluova, Bursa Ovası, İnegöl Ovası bu tür ovalardan sayılabilir.
Dağ eteği ovası kuşağının enine profiline göre bakıldığında dalgalı bir görünüm söz konusudur. Bu enine profil koni ve yelpazelerin birbirine yaklaştığı çevre kısımlarda alçalır. Orta bölümlerde yükselir.

4.2. Kum Adaları
Özellikle büyük akarsuların geniş taşkın yatakları içerisinde açtıkları tabanlı vadilerde görülen birikim şeklidir. Bunlar özellikle nehir, ırmak boyutlarındaki büyük akarsularda görülür. Bu da bütün vadi boyutunda değil bunların taşkın yataklarında görülür. Bunlar taşkın yatağında taş, kum, çakıl boyutundaki alüvyal malzemeden oluşan şekillerdir.
Diyarbakır’ın karpuzları Dicle’nin kum adalarında yetiştirilir. Bunların profilleri Akarsuyu geldiği yönü biraz yatık buna karşılık akarsuyun kaynak tarafı daha çok bir özellik gösterir. Bunun nedeni de kum adasının geriye doğru büyümesidir. Bu nedenle boyuna profili asimetrik bir özellik gösterir. Bu şekiller geniş olmaktan çok uzun şekillerdir. Murat nehri Palu civarında boğazlardan çıkarak bu tür bir ada oluşmuştur. Fırat Nehrinde Kömürhan civarında (su altında kalmış ) yan yana görülürler.
Bunların büyüklükleri değişik boyutadır. Birkaç dönümü kapsayan alanlar olduğu gibi daha küçük veya daha büyük boyutta olanlar da vardır. Bunlar akarsuyun su kütlesi içinde de yer alan kütlelerdir. Her iki taraftan da akarsu akar. Bunların meydana gelmesinde akarsu yatağındaki küçük bir ağaç topluluğu kayaya bağlı rol oynamış olabilir. Bunlar önce su kütlesi içerisinde belirir. Daha sonra taşkın dönemlerinde büyüyecek su yüzeyinde görünürler. Bunların bir kısmı geçici şekillerdir. Bir sonraki taşkın döneminde ortadan kaldırılabilir. Özellikle belli bir boyuta eriştikten ve üzerine bitki örtüsünün yerleşmesiyle sürekli bir şekil durumu kazanabilirler. Bunların bir kısmı tarım alanı haline geçebilir.

4.3. Dağ İçi Ovaları
Sıradağların arasındaki çukur sahalardır. Bunlar senklinallere veya kıvrımlara karşılık gelir.

Buralar çoğunlukla taşkın ovaların dağlık sahalar biçiminde oluşan tipine karşılık gelir. Karşılıklı olarak yüksek dağlık alanlardan inen akarsuların veya yamaçlardan inen sellerin eğimin azalmasına bağlı olarak getirmiş oldukları malzemeyi çukur, alanlarda biriktirmesiyle bu tür ovalar oluşur. Gelen malzemenin üst üste yığılmasıyla zamanla alüvyal tabanlı bir dağ içi ovası ortaya çıkar. Bunlar sıra dağlar arasında yer alan önceki çukurlukların (genellikle senklinallerin sonradan dolarak bir düzlük halinde belirdikleri bu adı almıştır. Bu ovalardaki oluşum bir bakıma karşılıklı gelişen piedmont kuşağının birbirleriyle birleşmesi şeklinde düşünebilir. Dağ içi ovaları genellikle bir akarsu tarafından boşaltılır. Ovanın bu akarsuları ve bana bağlı yan kolların taban seviyesinde meydana gelecek bir değişme sonucunda yatakları içerisinde gömülmesiyle önce ova yüzeyi parçalanarak taraça halini alır. Daha sonra ise bütünüyle ortadan kaldırılabilir.


4.3. Taban Seviyesi Ovaları
Taban seviyesi ovaları asıl taban seviyesi oluşturur. Deniz veya okyanusların kenarında oluşan taşkın ovalardır. Bunların taşkın ovalardan farkı deniz kenarında olmasıdır. Buralar denize dökülen akarsuların meydana getirmiş oldukları birikim şekilleridir.
Akarsuların aşağı yataklarına taşıyıp biriktirdikleri ve yaydıkları alüvyonlardan meydana gelir. Delta deniz içinde gelişir. Bu ise kara üzerinde olur.
Ülkemizde pek yaygın değildir. Ege dekiler ise deltaya karşılık gelir. Bunlar bir bakıma kıyı bölgesinde oluşturulmuş piedmont ovalarına benzetilebilir. Bunların eğimi oldukça düşüktür.
Akarsular bu ovalarda doğal sertlerle sınırlandırılmış (leve) bir sahada S gibi kıvrılarak akarlar. Taşkınlar esnasında akarsuyun iki tarafında yer alan bu sekiler yer yer yarılarak ova tabanı büyük ölçüde su altında kalabilir.
Bu ovalarda akarsular eğimlerinin azlığı yataklarının tıkanması nedeniyle örgülü yataklarında akar örgülü drenaj oluştururlar. Taşkın ovalarında görülen kopmuş Menderesler onların oluşturdukları göllere eski akarsu yataklarına rastlanabilirler. Bir çok kesimde çeşitli bataklık sahalar dikkat çeker. Akarsu yatağının iki tarafında yer alan doğal setlerin uzanışı yataklara paralel olup yükseltileri birkaç metreyi genişlikleri ise birkaç km’yi bulabilir. Bunların enine profilleri asimetriktir. Akarsuya bakan yamaçlar daha diktir. Taban seviyeleri ön kısımlarda denize bakan kısımlarda genellikle deltalara veya delta ovalarına geçerler.

4.4. Deltalar
Deltalarda akarsuların denizlere veya gölere döküldüğü ağız kısımlarda veya ovaların getirdiği yığdığı birikim şekilleridir. Deltalar bunla beraber denize veya göle doğru ve onların içinde yani su ortamında oluşmuş birikim şekilleridir. Adını Nil nehrinin ağız kısmından almıştır. Antik Çağda Eski Mısır ve Yunanlılar Nil’in Akdeniz’e döküldüğü yerde Δ deltaya benzediğinden bu adı vermişler. Bunun özellikleriyle tamamen taban ovalarına benzemekle onlardan farkı gelişim oluşum şekillerinde akarsuyun yanı sıra dalga ve kıyı akıntılarının da rollerinin olmasıdır. Bu bakımdan deltalar akarsu malzemesinin yanı sıra deniz veya göllere deniz veya göllere ait depolar ve biriktirme şekillerinin de bunlar kıyı okları, kıyı kordonları, lagün, kıyı kumullarını da içermelidir. Deltalar fluviyo marin depolardır (marin= deniz). Eğer gölde oluşmuşsa “fandelta” denir (flüviyo lakustrin depolar). Taban seviyesinden farkı deniz ve gölün oluşturduğu şekil haricinde yukarıdaki şekilleri de oluşturur.

Deltalar kara parçasının denize eklemesi ile oluşturdukları için sonuçta akarsuyun boyu uzar. Deltanın denize doğru belli bir gelişme sınırı vardır. Yani deltalar sürekli büyüyen şekiller de değillerdir. Deltaların meydana gelmesi için akarsuyun akar suyun kıyıya bol miktarda alüvyon getirilmesi ve kıyıdaki denizaltı topografyasının uygun olması gerekir. Kıyının çok derin olması, alüvyonların deniz akıntıları ile yer değiştirmesi delta oluşum ve gelişmesini engeller.

4.5. Taraçalar
Akarsu yataklarının iki kenarında tabandan veya talvegden nispeten yukarıda yer alan düz veya düze yakın eski taban parçalarıdır. Taban seviyesi alçalması ve akarsuyun derine aşındırmasına bağlı olarak akarsu kendi yatağı içinde gömülerek basamak şeklindeki bu düzlüklerin meydana gelmesine yol açar. Bu olay sonucunda akarsu daha alçakta yeni yatağında akarken eski yatağı yüksekte kalmış halde bulunur.
Eğer bu şekiller tamamen ana kaya içinde açılmışsa bunlara yerli kaya taraçaları denir. Buna karşılık alüvyal taraçalar ise alüvyal birikim sahaları içinde gelişir.
Ana kaya taraçaları aşınım sahalarına; alüvyal taraçalar ise birikim sahalarına karşılık gelir.